blog@anartri:~$

dövdürtmeyecektik ermeni'yi

kapattı dükkanı melahat abla

üç gün oldu, ses yok melahat abladan. kapı önüne çıkmaz, pencereden kafayı uzatmaz, whatsapp mahalle grubuna mesaj atmaz oldu.

güncel sokak haberlerini alamaz hale geldik. korkmaya da başladık bir yandan, bir şey mi geldi acaba başına, diye.

bakkala sordum. dün, dedi, ekmek almaya geldi, tek kelime konuşmadan çıkıp gitti.

olacak iş değil.

dayanamadım sonunda, çaldım kapısını.

- iyi misin melahat abla, yolunda mı her şey?

- gel evladım gel, öyle ulu orta konuşmayalım, duyan olur, gir hele içeri.

duysunlar abla, senin mahalledeki görevin değil miydi zaten bu, duymak ve duyurmak…

- benim oğlan aradı alamanya’daki, ana, dedi, yeni yasa çıkmış, orda burda her şeyi yazıp durma, yalan çıkarsa hapis cezası varmış.

- doğru diyorsun abla, daha çıkmadı ama çıkacak öyle bir yasa, ama bizi niye ilgilendirsin ki?

- olur mu evladım, bu vasap, tivittir neyin dedikleri sosyal medya değil mi, ordan yasaklamışlar işte yazmayı. geçen anlattıydım ya işte size, kasabın gelini anama gidiyom diye uzatmalısını da alıp deniz kenarına gitmiş, diye, öyle değilmiş işte doğrusu, anası hastaymış da gerçekten oraya gitmiş bu sefer. duymuş da haber salmış, hapislerde süründürcem seni, demiş.

bilemedim ne diyeceğimi.

- haklısın abla, sen şimdilik yazma o zaman, arada komşu ziyaretleri yapar aramızda konuşuruz bunları artık, olmaz mı? eskiden de öyle yapmıyor muyduk hem?

- olur olur, ama bak hele, benim oğlan söyledi yine, telefonları da almayın yanınıza gelirken e mi, ordan da duyuyorlar, diyor.

evet, fıkradaki gibi, ermeni’yi dövdürtmeyecektik.

iş işten çoktan geçti mi, bilemiyorum. başlangıçta birer ikişer, sonrasında çoğar çoğar aldılar elimizden her şeyi, sessiz kaldık her birisine, elde kalanları kurtarma derdine düştük şimdi de.

sokakta attığımız her adımın kameralar tarafından kayıt altına alınması kimseyi rahatsız etmiyor mesela artık. hatta pek çoğumuz farkında bile değiliz bunun.

“önce güvenlik” dedik, özgürlükten vazgeçtik. muktedir, doğal hakkı olarak görüyor artık bunu. kaçınma hakkımız, sığınma yerlerimiz kalmadı.

internet, bir nebze olsun bunu sağlayabiliyordu, başlangıçta o da elbette.

sonra devasa büyüklüklere ulaşmış sosyal medya platformlarına kendimiz teslim olmadık mı zaten?

kimlik bilgilerin, açık adresin, (olmazsa olmaz) telefonun, sevgilinin adı, don rengin, cinsel tercihin, ver allah ver hepsini bana…

hiç de “dur yahu, sanane bunlardan?” diyenimiz çıkmadı.

üzerine bir de “buyur burdan yak” halinde, anonimlikle korkaklığı kıyaslayıp meydan okuyanlar da tuz biber ekti, “karşımda gerçek kimliğinle konuşacak cesaretin yok mu lan?”

çıkışa da gelelim mi?

durum böyle olunca, “sokakta, evde, çalışırken, yatarken, zıplarken, her şeyini görmek, bilmek istiyorum artık,” denilmesinde olağan dışı bir durum yok.

bir sonraki aşaması da geldiğimiz nokta oldu işte. “konuşmanı kısıtlayalı çok oldu, ama yine de hala inat edip konuşacaksan, yiyorsa anonim kalmayı dene, katlarım cezanı üçe beşe…”

pek ünlü asabi abi ne sevinmiştir :)


klip: meraklı melahat